Anasayfa Biyografi Eserlerim Dökümanlarım Sergilerim Galeri İletişim

Fantastik Realizm
Sürrealizmin gül olmuş hali

FANTASTİK realist ekol, büyü, yogo, mistik, esoterik ne varsa onunla ilgilenen, çoğu aristokrat ailelerden gelen bir grup Avusturyalı hippi ressamın bir araya gelmesiyle 50’li yıllarda kuruldu. Gruptan Prof. Lembdem’in İstanbul’u ziyareti sırasında tanıdığı ve kendi ekolüne yakıştırdığı genç Türk resim öğrencisi Erol Deneç’i keşfiyle, grup 60’ların Viyana’sının en popüler ekollerinden biri haline geldi. Erol Deneç, 21 yaşında paltosuz, beş kuruş parasız gittiği Viyana’da tam 25 yıl kaldı. Orada tanındı. Çeşitli müzelere ve koleksiyonlara resimlerini sokabilmeyi başardı. Türkiye’de ise Viyana’da olduğundan daha az tanındığını söylüyor. Transa girip gözlerini kapatıp ışıklı manzaralar çağırmayalı çok olmuş. 25 yıl boyunca Viyana’nın en ağır hippileriyle, Gustav Klimt’in resimlerini andıran duvar kağıtlı odalarda her türlü “tekamül”ü gerçekleştirdikten sonra sıra yurduna dönmeye gelmiş. Şimdilerde 7 kişilik ailesiyle Salacak’ta yaptığı fantastik realist resimlerinde yerin altından çok, bilgeliği, aşkı ve Sufi felsefesine olan inancını anlatıyor:

“Empresyonistleri sevmedim”
Küçüklüğümde belki bazı şeyler görürdüm. Diğer frekans açısından... Neye baksam diyelim ki kumaş parçasına, bir an bakışlarımı yoğunlaştırsam görüntü bir vücut kazanır, neredeyse canlanırdı. Öyle bir yaradılışım var. Hİçbir zaman empresyonitsleri sevmedim. Daha astral, daha şeffaf manzaralmar tahayyül ederdim. O zaman sürrealizm nedir bilmezdim. Kadırga’da doğdum. Babam marangoz. Küçükken, ne çizgi film, ne DVD hiçbir şey olmadan yaptığım desenlerde fantastik bir dünyam vardı. Şimdiki çocukların beslenebileceği neler neler var oysa.

“Bir tek kurşun kalemim var”
1961 senesinde Tatbiki Güzel Sanatlar’a girdim. Anton Lehmden diye bir sanatçı Viyana’dan geldi. “Siz dedi, “Çok acayip. Bizim gibi çalışıyorsunuz.” Balığı bile parçalıyorum o zaman, balığın balık görüntüsüyle değil, bağırsaklarıyla iskeletiyle filan ilgileniyorum. Bu profesör Lehmden, “Erol Bey,” dedi, “Bizim böyle Wiener Schule Fantastik Realist adlı bir grubumuz var. Gelmek ister misiniz?” İnandım. Okulda bu daveti duymayan kalmadı. Arkadaşlar başladı, “Erol ne zaman gidiyorsun?” demeye. Bende palto yok, ayakkabı yok, cebimde beş kuruş yok. Bir kurşun kalemim var. Sürekli desen çalışıyorum. Sonra bu ünlü deha, profesör bizi unutmuş meğer.

“Çıldırıyordum az kalsın”
Ernst Fuchs, şu an Salvador Dali zamanında neyse, zamanımızda o. Bir gün Anton Lehmden’in evine misafir gidiyor. Orada bir desen görüyor. ‘Kim yaptı bunu’ diye soruyor. O da “Genç bir Türk sanatçı,” diyor. Fuchs, hemen bana bir mektup yazıyor. Mektupta “Ünlü olmak istiyorsanuz, buraya gelin,” yazıyor. Tren biletimi de koşmuş içine. Viyana’ya gittim. Onun evinde kaldım. 5 ay boyunca tek bir resim yaptım. Büyük, çok büyük eski Viyana evlerinden... Pencereler de büyük... Çok soğuk. Yalnızım. Lisan bilmiyorum. Çıldırıyordum az kalsın. Hayatımdaki en iyi resmimi orda, o zor şartlar altnda yaptım.

“Ortamın cazibesine katıldım”
Fuchs beni orada kaldığım seneler boyunca deha olarak tanıttı. Avrupalılar bu sanata çok meraklılar. Onlarda  sanata açlık var. İncelikten anlıyorlar. Benim sergilerimde resimlerini, ellerinde luplar, inceliyorlardı. Çok şaşırdım. O yıllarda her şey başkaydı. Ben de cazibesine kapıldım. Viyana’da 25 sene kaldım. Onlar da beni tasdik ettiler. Grupla birlikte bir sürü sergi açtık. 25 yıl boyunca geçimimi resim yaparak ve satarak sağladım. Yıllar sonra Lehmden İstanbul’da ziyaretime geldiğinde “Sen Viyana’ya ekspresif fantastik sanat getirdin,” dedi. Bu benim profesörüm... Böyle de bir öncülük yapmışım. Türkiye’de pek insanın haberi yok tabii.

“Aklı devre dışı bırakmak gerekir”
Sürrealistler de fantastik realistlerden çok farklı değiller. Ama teknik olarak fantastik realizm çok daha ileride. Her sigara tütündür. Ama her tütün sigara değildir. Sürrealizm tomurcuksa, fantastik realizm onun açılmış gül olmuş hali. Bu resimler, insan kendinden geçtiği zaman ortaya çıkıyor. Fantastiekler de sürrealisler gibi otomatik resim yaparlar. İnsan merkeze bağlanıyor. Oradan geleng ücü alet oluyoruz. Dali, “Gerçek sanat için aklı devre dışı bırakmak gerek,” der. Ben de böyle düşünüyorum. Akıl devrede kalırsa merkeze bağlanamazsın, yaptığın zanaat olur. Kozmosun özüne bağlandığında ise yaptığına sanat denir. O tecrübe de anlatılmaz. Ayaklar denizin kıyısına kadar, ondan öte yüzme bilmek gerekir.

“Çok iyi transa girerdim ben”
Transa geçmek için Goethe elma kabuğu koklarmış. Değişik sanatçıların değişik yöntemleri var. Benim de var. O yıllarda uyuşturuculardan asid, LSD, marihuana yaygındı. Ustam hepsini kullanırdı. Hepsindeki kendini sınadı. Ben, ormanda sabahları koşardım. Sonra gelir transa girerdim. Ne manzaralar çağırırdım, ne ışıklar, ne renkler... Şaşırlardı. Çok entresan uyuşturucusuz, hiçbir şey içmeden çok iyi transa girerdim ben. Bİz anamızdan doğduktan sonra var olmadık. Bu beden esas benim bir elbisesi. Fakat o gerçek benin başka bir hikayesi var. Belki topraktan, taştan ya da bitki aleminden başka mertebelerden geçtikten sonra insan mertebesine ulaştık kimbilir? Mechelangelo, 14 yaşında ilk heykelini yaptı. Annesinin karnında mı heykel yapmayı öğrendi? Hayır. Doğduğunda biliyordu. Çabuk hatırladı. BEn küçüktüm. İlk boyaları gördüm. O anda hatırladım. Aşık oldum ve boyalar bir gün elime geçerse ne yapacağımı bildim. Her sanatçıda benzer şeyler oluyor. Fuchs’a derdim, “Resimlerinizi kendim yapmışım gibi seviyorum. Nedendir?” O da “Erol” derdi, “Ruhsal akrabalıklar vardır insanlar arasında,”. Ve Selçuk sanatını daha yakından tanıdığımda onda Selçuklu sanatının izlerini gördüm. Selçuk Camii’nin yapıkuruculuğunu gördüm. O da tüm kültürlerinden etkilenmiş zaten.

 

  Tüm Hakları Saklıdır. Erol Deneç grafikers.net